SİLAHLANMANIN DENETİMİ, caydırıcılık doktrininin öteki yüzüdür. « Dehşet dengesi »ne dayanan caydırıcılık doktrini, savaşı imkânsız veya en azından « akıl dışı » kılan sürekli bir karşılıklı yok etme tehdidine tekabül eder. Ne var ki, bu dengenin korunması son derece nazik bir iştir.
İki süper gücün 1960'lı yılların başında balistik füzelerle donanmak için yürüttükleri rekabet, tehlike çanlarının çalmasına neden olmuştu. « Topyekûn tahrip » kavramınaa istikrar kazandırmak için kurallar koymak gerekiyordu. « Silahlanmanın denetimi » ilkesi böylece gündeme geldi.
ilk anlaşmalar, nükleer denemelerle ve deniz dipleriyle, uzaya atom bombalarının yerleştirilmesiyle ilgili, bunların yasaklanması üzerindeydi. İki süpergüç nükleer teknolojinin hızla yayılmasından da endişe duyarak, nükleer silahların yayılmasını önleme antlaşmasını (1968) imzaladı. 1972'de füzesavar savunma silahlarmın geliştirilmesini ve yerleştirilmesini büyük ölçüde kısıtlayarak, nükleer silahlara sınırlama getiren SALT 1 ve ABM antlaşmalarının imzalanmasıyla büyük bir adım daha atıldı. SALT 2 antlaşmalarının (1979) yarı yarıya başarısızlığa uğramasından sonra, Stratejik Silahların Azaltılması Görüş meleri (Strategic Arms Reduction Talks,START) yeni bir adım oldu. Artık nükleer silahların « sınırlanması » değil, bütün nükleer silahlarda üçte birlik bir indirime gidilmesi söz konusuydu. Bu arada, 1987'de imzalanan İNF Antlaşması ilk deFa olarak bütün bir atom silahı kategorisinin yok edilmesini sağladı. START 1 ve START 2 ise stratejik silahların azaltılmasına ilişkin önemli adımlardı.
Kilometre taşları
1952 BM'de bir silahsızlanma komisyonu kuruldu.
1959 1 aralık. Antarktika'mn silahtan anndınlmasına ilişkin çoktaraflı antlaşma.
1963 5 agustos. Yeraltındakiler dışmda bütün nükleer denemelerin yasaklanmasına ilişkin çoktaratlı Moskova Antlaşmaları.
1967 27 oak. Yörüngeye nükleer yükler yerleştirilmesini yasaklayan çoktaratlı antlaşma. 14 şubat. Latin Amerika'nm nükleer silahlardan anndırılmasına ilişkin çoktaraflı Tlatelolco Andaşması.
1968 1 temmuz. Nükleer silahlann yayılmasını önlemeye yönelik çoktaraElı antlaşma.
1971 11 şubac Deniz diplerinin nükleer silahlardan armdınlmasma ilişkin çoktaraflı antlaşma.
1972 26 maps. Füzesavar merkezlerin sınırlandınlmasına ilişkin Sovyet-Amerikan ABM Antlaşması (SALT 1).
1973 17 haziraıc Nükleer savaş tehlikelerinin önlenmesine ilişkin Amerikan-Sovyet antlaşması.
1979 18 haziıan. Nükleer silahlann nitel olarak sınırlandırılmasına ilişkin Amerikan-Sovyet antlaşması (SALT 2).
1987 8 aıalık. Orta menzilli nükleer silahlann azaln(masına ilişkin Amerikan-Sovyet INF Antlaşması.
1991 31 temmuz. Stratejik silahlann azalulmasına ilişkin Amerikan-Sovyet antlaşması (START 1).
1993 3 owk. START 2.
INF Antlaşması
Orta menzilli nükleer füzeler antlaşması,
avrupa uzerinde on yıl süren
bir siyasi baskiya son verilmiş oldu.
ABM Antlaşması
Amerikan ve Sovyet hükümetleri arasinda,
silahlanmanin denetimini öngören en onemli
anlaşmalardan biri olan abm antlaşmasi 1972'de
imzalandi.
Stratejik nükleer silahlar
Nukleer silahları sınırlamak için girişimde bulunmak gerektiği düşüncesi 1960'lann sonunda doğdu. Denetim dışrna çıkma tehlikesi gösteren kıtalararası balistik fiize (İCBM) yanşı 1960'ların bir özelliği olmuştu. Gitgide daha güçlü nükleer yükler taşıyan bu füzelerin sayısı artarken, antibalistik füzelerde de (ABM) paralel yarış sürüyordu.
Amerikan ve Sovyet nükleer silahlanna bir tavan getiren ilk antlaşma (SALT 1) 1972 yılında imzalandı. Buna füzesavar silahlann geliştirilmesini ve yayılmasını sınırlayan ABM Antlaşması eşlik etti. Oyleyse SALT 1, « dehşet dengesi »nin ilk nicel düzenlemesini temsil ediyor ve bu özelliğiyle iki süper güç arasındaki kuwetler oranının öngörülebilir bir biçimde yönlendirilmesine imkân sağlıyordu.
Washington ile Moskova arasında « yumuşama » döneminin ilk mihenk taşı olan SALT 1, 1979'da yeni bir anlaşmayla (SALT 2) sonuçlanan,stratejik silahların sınırlanmasına ilişkin yeni görüşmelerin başlamasına da temel oluşturdu. Bununla birlikte ABD'de SALT'a karşı çıkanlar, bu andaşmalann büyük ölçüde SSCB'nin lehine olduğunu ileri sürüyorlardı. Sonuçta ABD Senatosu SALT 2'yi onaylamayı reddetti ve 1980'de Ronald Reagan Beyaz Saray'a seçilince, görüşme sürecine tamamen karşı olanlar, kendilerini iktidarda buldular. Gene de ABD, tıpkı SSCB gibi SALT 2 Antlaşması'nuı metnine uydu, ama iki süper güç arasındaki bütün görüşmeler donduruldu.
START adı verilen yeni görüşmeler ancak 1983'te ve bu sefer yeni Amerikan görüşleri temelinde başlayabildi: bu sefer silahları « sınırlamak » yerine « azaltmak » söz konusuydu.
O tarihten sonra iki süper güç arasında büyük ilerlemeler kaydedildi. 31 temmuz 1991'de, Moskova'da START antlaşması imzalandı. Bu antlaşma her iki tarafın stratejik nükleer silah stoklannda yaklaşilc yüzde 30'luk bir azaltmaya gidilmesini öngörüyor ve en fazla istikrarı bozduğuna inanilan silahlar için -karadan fırlatilan ve büyük bir yük taşıma kapasitesine sahip
olan kıtalararası füzeler- azamî alt tavanlar belirliyordu.
Belli başlı tıkanma noktaları 1991 başında ortadan kalktı. Bunlardan biri, Amerikalılar füzesavar savunma silahları programını (Stratejik Savunma Girişimi, SDI) sürdürdügü sürece stratejik silahlarda indirime gitmeyi reddeden Sovyetler'in tutumuydu. SSCB 1972 tarihli ABM Antlaşması'na uyulması konusunda ısrar etmekle birlikte, START 1 ile SDİ'yi resmen birbirine bağlamaktan vazgeçmeyi kabul etti. llcirıci tıkaıuna noktası denizaltılara veya suüstü gemilerine yerleştirilmiş Cruise güdümlü nükleer füzelerle ilgiliydi. Washington bu silahlann görüşme dışı bırakilmasmda ısrar ederken, Moskova bunları da işin içine sokmaya çalışıyordu. Mihail Gorbaçov bu noktada ödün verdi: bu füzelere sımrlayıcı bir tavan getirilmesi konusunda centilmenlik anlaşması yapıldı, ama bu konu antlaşma kapsamının dışında bırakıldı. Son sonın bu kadar karmaşık bir antlaşmanın uygulanmasuun dene[lenmes'ryle ilgiliydi. Denetleme işlemleri müdahaleci bir nitelik gösterecekti, ama İNF Antlaşması de kazanilan deneyim iyi bir hareket noktası oluşturuyordu.